Kahve, Kanuni Sultan Süleyman döneminde (1520-1560), Afrika'dan Habeşistan Valisi Özdemir Paşa tarafından İstanbul'a getirilmiş ve akabinde yaygın şekilde evlerde içilmeye başlamış. Varlıklı kişilerin konaklarında sırf bu işle ilgilenen kişiler çalışmaya başlamış. Sarayda ise başında Kahvecibaşı'nın olduğu bir teşkilat bile kurulmuş. Buna rağmen kahveye garip yasaklar da gelmiş. Mesela aynı dönemde Şeyhülislam Ebussuud Efendi ki kendisi korkunç fetvalarıyla meşhur, ilginç bir efendiymiş, birgün şöyle buyurmuş:"Kahve haramdır." Neyse ki dediğiyle kalmış, zira herkes kahvelerini höpürdetmeye devam etmiş.

Türk kahvesi bildiğimiz gibi şeker miktarına göre çeşitlendirilmiş: Sade yani şekersiz, yandan çarklı yani şekersiz pişirilip tabağın kenarında kesme şekerle sunulan, az şekerli ve orta şekerli. Yandan çarklı kahvenin yanında ikram edilen kesme şeker zamanla lokuma ve diğer tatlı ikramlara bırakmış yerini anlaşılan. Özellikle ilgimi çeken de bu kısım çünkü kahve içerken, yanında ağız tatlandıran bir ikram görmek hoş oluyor. Peki nedir onlar: Aklıma gelenler içinde ilk sırada lokumu sayabiliriz ki kişisel tercihimin Divan'ın portakallı ve naneli lokumları olduğunu belirteyim hemen; ya da badem ezmesi, olmadı çikolata çeşitlerinden biri veya minik acı badem kurabiyesi.
Peki kahve nasıl yapılır? Bu kısım da Google'da "Türk kahvesi nasıl yapılır?" diye yazıp, buraya ulaşan kişi için eli boş göndermeyelim dedim. Ben kendi kahvemi şöyle yaparım: Önce alırım bakır cezvemi, içine 1 tatlı kaşığı Türk kahvesi ve bir fincan soğuk su koyarım. Yani ben kahveyi sade içenlerdenim. Hiç karıştırmadan, ocağın en küçük gözünde ve en kısık ateşte pişirmeye başlarım. Üzerinde bir köpük tabakası oluşup kabarmaya başladığında, köpüğü cezveye boşaltırım. Ardından cezvede kalan kısmı birkaç saniye daha kaynatıp, fincana boşaltırım. Yanına yandan çarklardan birini ve bir küçük bardak su eklerim...Sonrası malum...Şu kahveyi nasıl haram yaptın? İlahi, Ebussuud Efendi!...
|