Kadın ihaneti harf harf sökerken alfabesinden... Adam yabancı uyruklu sevişmelerde temize çekiyordu vücudunu... Vücutlar kaygan zeminlere düşürüyordu bazen ruhlarını... Bazen düş ayrı duruyordu düş'ünce ayrı... Kendilerine bile haber vermeden çıktıkları yolculuklarda... Aceleden birbirlerinde unutmuşlardı yalnızlıklarını... Kadın bir kibrit çaktı O'nun kurak sırtına... Tutuşturdu üçüncü şahısların dokunuşlarını... Saçlarını topladı; böldü bakışlarını; çıkardı coğrafyasından bütün nehirleri; kulaç kulaç yüzdüğü Adamın yüz'süzlüğüne çarptı göğsünün kapılarını... Matematiği tutmayan aşklardandı...
Takvimler inatla Mayısı gösterse de... Güz kıvamındaydı mevsim... Yağmur sicim gibi akıyordu bulutların yanaklarından... Çocukça deşiyordu kabuk bağlamış yaralarını Rüzgâr... Rüzgâr deyince mutlaka bir uçurtmayı satırlarına gömüyordu Şair... Şair deyince bacaklarını aralıyordu sokaklar... Sokaklarda parmak uçlarının üstünde yürürken zaman... Kesin intihar vaktindeydi bir akreple bir yelkovan...
Saatler geriye alınamıyordu giderken... Giderken gölgesi kalıyordu ardında... Ardında adımlarından artakalanlar... Her yerde her dilde; Hoşça kal! Oysa vedalarda güzeldir bazı sözler... Sonra uzun sessizlikler olur... Susar biri diğeri kalkar getirir ömründen gece yarısı sularını... Artık yüreklerinin en büyük zaafı yaşamaktır...
Aldatılmayı alışkanlık haline getirdi Kadın yıldızlara gönül sürerken... Dikiyordu gözlerini beyaz kâğıtlara... Menüsküs yırtığı saptandı hep diz(e)lerinde... Kelimeler aylak aylak dolaşırken dudaklarında... Ağzında eski küfürlerinin küfleri... Yutkundu nefesinin kurumuş okyanusunu... Biraz hüzün kattı sigarasının tütününe... Dumandan intiharının portresini çizdi... Ustura vurdu usunun suskunluğuna... Radyodaki anlatıcı 'Sevmek yorucu mudur? Kırılır mı kalbin camekânı... Ayrılınmaz ilklerden bilirim... Hatta hayat yavaşlar O'nun yokluğunda... Ama durmayacaktır...' diyordu ya hemen paylandı Kadının nefretinden...
"Aşk en fazla iki kişiliktir ölümse tek tüketilir!"
Adam yatırıyordu karşısındaki aynaya sır'larını... Teninin topraklarında el ayak çekilmişti... Bedelini ödediğini sanıyordu yatağına uzanmış akşamın... Adını damla damla akıtmıştı kör kuyulara... Kefaletsiz salıverilmişti nice orgazm suçundan... Erkekliği bir çift fazla kaburga kemiğiydi topu topu... Kesiliyordu heceler tam burada... Kanın ucuz kokusu yayıldı odanın pişmanlığına... Alkol iyiden iyiye işgal ediyordu damarlarını... Peki yastıktaki boşluk kime aitti... Kime aitti bu yarım hikâye...
Ve Tanrı; "Hep Aynı" dedi...
Şimdi üç terk edilen vardı... İki kavgalı şehir... Üç eksiklik bir'i bile tamamlayamıyordu... Ay çekiliyordu aralarından... Denizi olmayan şehir kızgındı medcezirlere... Tüme varıyordu bütün yolculuklar... Aşklar en fazla iki kişilikti de bazı yürekte kalabalık oluyordu yalnızlık... Kalem acıdan gebeydi... Şiirlere düşük yapıyordu karnındaki kafiyeleri... Çok mu geç olmuştu 'Hiçbir şeyi' yazmak için... Çok mu geç(miş)ti sahi?